Hacivat Türk müdür?
Bundan tam 5 dakika önce, İzmir’in sıcak bir akşamında, kafemde dostlarımla oturuyordum. Yavaş yavaş çayımız bitti, sigara içmeye başladık, takılmalar başladı, birkaç espri, gülüşmeler… derken, “Hacivat Türk müdür?” diye bir soru çıktı. Bu soru öyle sıradan bir soru değildi, sanki hayatımı değiştirecek bir dönüm noktasıydı. Bütün kafedeki insanlar aniden sustu, bir sessizlik oldu. Ama tabii, ben, İzmir’in güleryüzlü, esprili, ama bir o kadar da içsel karmaşasını yaşayan gençlerinden biri olarak, bu soruya farklı bir açıdan yaklaşacağımı hemen fark ettim. Hacivat Türk müdür? sorusu kafamda dönmeye başladığında, gülmeye başladım. Ama o gülüş, bir kahkaha değildi, daha çok “Hımm, dur bir düşünelim, bakalım” tarzı bir şeydi.
Hacivat ve Karagöz: Sadece Gösteri mi?
Şimdi bir an durup düşünelim. Hacivat ve Karagöz, evet, Türkiye’nin en önemli geleneksel gölge tiyatrosu figürleri. Ama sorulacak soru şu: Hacivat Türk müdür? Ya da daha doğrusu, Hacivat ne kadar Türk’tür?
Hacivat’ı hepimiz tanırız. “Ona bak, bıyıkları var, yakışıklı ama hep dertleri var, akıllı ama bir şekilde her şeye karışıyor” deriz. Aslında Hacivat’ın hayatı da tam olarak bu. Herkesin kafasında bir Hacivat profili vardır, çünkü o, modern zamanın dertli insanını temsil eder. Yani, benzer şekilde ben de her zaman “ne kadar derin düşünüyor olursam olayım, içimdeki mizah her zaman ön planda” diyerek Hacivat’a benzer bir profil çizebilir miyim?
Gelin şimdi biraz daha dikkatle bakalım: Hacivat ve Karagöz bir yanda, dünya tarihi bir yanda… Hacivat, Bursa’da doğmuş. Hani o kadar Türk ki, her şeyini bırakıp Bursa’da bir çayı içebilirim. Ama bir dakika! Bursa’daki yaşam tarzını, Hacivat’ın bu kadar köklü bir karakter olmasını bir yanda bırakalım. Asıl mesele, bizim Hacivat’ın aslında çok yönlü bir karakter olduğu. O kadar ki, bazı kaynaklar Hacivat’ın kökeninin İslam dünyasına dayandığını, belki de Arap ya da Fars etkisi taşıdığını söylüyor. Yani, Hacivat Türk olamayabilir mi? Ya da diyelim ki, Hacivat’ın Türk olup olmadığı kadar, o Türk toplumunun bir parçası olmasındaki gücü, etkisi ve etkileyiciliği ön planda. Neyse ki, ben de İzmirli bir insan olarak, kendi kökenlerime bağlı kalarak, her zaman “Türküm ama değişime açık bir Türküm” diyebilirim.
Hacivat’ın Mizahı: Bir İroni Midir?
Benim gibi sürekli espri yapan bir insanın Hacivat Türk müdür? sorusunu düşünürken, bir yandan da “Hacivat’ın mizahı ne kadar ironiktir?” diye soruyorum. Mizah yaparken, bazen ciddiyetin tam tersine gitmek gerekir. Hacivat’ın içinde bulunduğu durumlar da aynı şekilde; sürekli bir anlam arayışı içinde, ama her zaman bir çıkış yolu bulamıyor. Karagöz, bu anlamda Hacivat’ın tam tersi bir karakterdir. O kadar doğal ve “ne olursa olsun, ben kendi yolumda giderim” tarzı bir yaklaşımı vardır ki, Hacivat’ın o ince ve gizli ironisini gözden kaçırmak imkansızdır.
Bir gün arkadaşım Selim’le çay içiyorduk. Selim dedi ki, “Hacivat Türk müdür?” Ben de hemen cevaben, “Tabii ki Türk ama biraz daha fazla eğlenmesi gerek,” dedim. Gülüştük. Çünkü bir yanda ciddi bir mesele varken, diğer tarafta hayatın komik yanlarını kaçırmamak gerekir. Bu konuda Hacivat da Karagöz de çok başarılı. Bazen bir espri, hayatın karmaşasını bir an için unutturabilir. Hacivat’ın durumu biraz da böyle. Ciddi olduğu kadar eğlenceli, karışık olduğu kadar net. O yüzden Hacivat Türk’tür, ama Türk olmaktan çok, Türk’ün içinde bulduğu mizahi dilin temsilcisidir.
İç Ses: Hacivat ve Karagöz
Bir başka açıdan bakacak olursak, Hacivat’ın iç sesi ne derdi? Düşünsenize, Hacivat bir sabah uyandığında iç sesinin “Bugün ben de Karagöz gibi şakalar yapacağım” dediğini hayal edin. Ama sonra birden aklına, “Ama o zaman Karagöz’ün yerine geçer miyim?” düşüncesi gelir. İşte bu an, Hacivat’ın tam da mizahını oluşturur. Her şeyin içinde bir derinlik, her şakanın altında bir anlam yatar.
Bir zamanlar şöyle bir şey düşündüm: Hacivat’ın “benim derdim çok, ama ben hep şaka yaparım” yaklaşımı, aslında bizim modern dünyamızda karşımıza çıkıyor. Herkes bir yanda acı içinde, ama bir yanda da mizah yaparak bu acıyı tolere ediyor. İçsel bir huzursuzluk var, ama dışarıya hep gülümseme gösteriliyor. Hacivat’ın bu ikili hali, her zaman insanın iç dünyasında bir sorgulama yaratır. Hacivat’ın kimliği sadece halk tiyatrosu ile sınırlı kalmaz, aynı zamanda modern bireylerin içsel çatışmalarını da yansıtır.
Sonuç: Hacivat Türk müdür?
Sonuç olarak, Hacivat Türk müdür? sorusu, aslında çok daha derin bir sorudur. Hacivat, geleneksel olarak Türk halkının bir parçasıdır, ama aynı zamanda o, Türk olmanın çok ötesinde bir karakterdir. Mizahı, içsel dünyası ve toplumla olan ilişkisi her zaman düşündürür ve güldürür. İzmirli bir genç olarak, Hacivat’ın ruhunu anlamak ve onunla hemhal olmak, bir noktada insanın kendi iç yolculuğunun bir parçası olabiliyor. Ve belki de bu yüzden Hacivat, hem Türk’tür hem de daha fazlasıdır.
İzmir’de arkadaşlarımla geçen bir akşamda, bir kez daha “Hacivat Türk müdür?” diye sorarak, bu yazıyı tamamlıyorum. Çünkü biliyorum ki, aslında Hacivat’ın ne kadar Türk olduğu değil, Türk’ün nasıl bir karakter olduğunu anlamak önemli.
Ve bir an için şöyle düşündüm: Belki de bu yazı, Hacivat’ın kafasında dönen o içsel sorulardan sadece birinin cevabıdır. Ya da belki Hacivat, her zaman bu sorunun cevabını bulmaya çalışacak ve gülerek yoluna devam edecektir.
O yüzden, içimdeki Hacivat’a her zaman bir şans veriyorum.